Ocak 2026 verileri, Türkiye otomotiv pazarında ilk bakışta güçlü, ikinci bakışta ise temkinli bir tabloya işaret ediyor. İç pazarda satışlar artıyor, ihracat cephesinde hacim korunuyor; ancak bu iki başlığın ortak paydası, sektörün hızdan çok denge aradığını gösteriyor.
İç Pazar: Talep Var Ama Seçici
Ocak ayında otomobil ve hafif ticari araç pazarı geçen yıla göre yaklaşık %10 büyüdü. Bu, yüksek faiz ortamı ve finansmana erişimdeki zorluklar dikkate alındığında küçümsenmeyecek bir oran. Ancak büyümenin detaylarına bakıldığında tablo netleşiyor:
Satışların %83’ü A–B–C segmentlerinde yoğunlaşıyor
SUV’lerin payı %60’ı aşmış durumda.
Otomatik vites tercihi oranı %97’nin üzerine çıktı.
Bu veriler, pazarın “ihtiyaçtan çok konfor ve erişilebilirlik” ekseninde şekillendiğini gösteriyor. Alıcı hâlâ var, ancak riski minimize eden modelleri tercih ediyor.
Elektrikli otomobillerde %18,5’lik pay, Türkiye için artık bir eşik. Bu oran, elektriklinin niş olmaktan çıktığını ama hâlâ ana akım olmadığını gösteriyor. Hibritlerin güçlü konumu ise tesadüf değil: Kullanıcı şarj altyapısı riskini almak istemiyor, ama yakıt maliyetinden de kaçmak istiyor. Bu denklemin kazananı açık biçimde hibrit teknolojisi.
Yerli–İthal Dengesi: Satışta Yerli, Algıda İthal
Ocak ayının en çok satan 10 modeline baktığımızda 6 yerli üretim model görüyoruz. Bu önemli bir veri. Ancak burada iki kritik detay var:
Yerli satışların önemli bir bölümü ÖTV avantajı ve fiyat erişilebilirliği sayesinde geliyor
İthal modellerde satışları hâlâ 2025 stokları destekliyor
Yani bu tablo, “yerli üretim atağı”ndan çok, fiyat ve vergi matematiğinin sonucu. Yerli üretim güçlü ama bu güç, yapısal değil; konjonktürel.
İhracat Cephesi: Hacim Var, İvme Sınırlı
OİB tarafından paylaşılan Ocak 2026 otomotiv ihracat verileri, sektörün dış pazarda da benzer bir ruh hâlinde olduğunu gösteriyor. Toplam ihracat korunuyor, adetler düşmüyor; ancak yüksek katma değerli büyüme henüz net değil.
Avrupa pazarındaki yavaşlama, üreticileri temkinli tutuyor. İçten yanmalı araç ihracatı sürüyor, elektrikli ve yeni nesil araçların payı artıyor; fakat bu artış henüz toplam resmi değiştirecek hızda değil.
İhracat tarafında asıl mesele, “ne kadar sattık”tan çok, “neyi sattık” sorusu. Bugün hâlâ hacim korunuyorsa, bu Türkiye otomotiv sanayisinin esneklik kabiliyeti sayesinde. Ancak orta vadede rekabet, adet değil teknoloji ve değer üzerinden şekillenecek.
Elektrikli Cephenin Görünmeyen Freni: Şarj ve Menzil Gerçeği
Elektrikli otomobil satışlarındaki temkinli artışın arkasında yalnızca fiyat veya vergi başlıkları yok. Son dönemde şarj hizmeti veren kuruluşlar cephesinde yaşanan gelişmeler, tüketici davranışını doğrudan etkileyen yeni bir kırılma noktası oluşturmuş durumda.
Ocak ayı itibarıyla Türkiye genelinde hizmet veren birçok şarj istasyonu işletmecisi, art arda %30 ila %40’a varan fiyat artışlarına gitti. Bu zamlar, elektrikli araçların en güçlü argümanlarından biri olan “düşük kullanım maliyeti” algısını zayıflatırken, özellikle uzun yol yapan kullanıcılar için elektrikliyi yeniden sorgulanır hâle getirdi.
Bir diğer önemli başlık ise menzil meselesi. Pazardaki elektrikli araçların büyük bölümünün hâlâ 300–350 kilometre bandında menzil sunması, günlük kullanım için yeterli görünse de Türkiye gibi uzun mesafe ve şehirlerarası kullanımın yaygın olduğu bir pazarda tüketici nezdinde yeterli güveni oluşturamıyor. Kağıt üzerindeki menzil değerleri ile gerçek kullanım koşulları arasındaki fark, elektrikli otomobilleri özellikle tek araçlı haneler için riskli bir seçenek hâline getiriyor.
Bu iki unsur bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo de netleşiyor:
Elektrikli otomobil, teknolojik olarak cazibesini korusa da operasyonel belirsizlikler nedeniyle hâlâ geniş kitleler için “ikinci araç” konumunu aşabilmiş değil. Şarj maliyetlerindeki artış ve menzil endişesi, tüketiciyi yeniden hibrit gibi daha öngörülebilir çözümlere yönlendiriyor.
Büyük Resim: Otomotiv Hızlanmıyor, Pozisyon Alıyor
Ocak 2026 verileri bize şunu söylüyor:
Türkiye otomotiv sektörü ne frene basmış durumda ne de gaza yükleniyor. Direksiyon sıkı tutuluyor.
İç pazarda alıcı var ama seçici
Elektrifikasyon ilerliyor ama temkinli
İhracat sürüyor ama sıçrama yok
Bu, kriz tablosu değil. Bu, bekleme ve hazırlık tablosu.
2026’nın geri kalanında asıl belirleyici olan;
Faiz politikası,
Döviz istikrarı,
Avrupa talebinin yönü ve en önemlisi, yerli üretimin teknoloji tarafında ne kadar ileri gideceği olacak.
Bugün otomotiv sektörü koşmuyor olabilir.
Ama koşmadan önce etrafına bakıyor.
Ve bu, bazen en doğru stratejidir.