Renault Grubu CEO'su ve Avrupa Otomobil İmalatçıları Derneği (ACEA) Başkanı Luca de Meo'dan Avrupa Otomotiv Sektörü'ne ilişkin çok çarpıcı açıklamalar geldi.

Tecrübeli CEO  Luca de Meo, başkanı olduğu Avrupa Otomobil İmalatçıları Derneği'nin toplantısında yaptığı açıklamada, hem otomotiv üreticilerine, hem de AB ülkeleri politikacılarına çok önemli mesajlar verdi.

Açıklamasında, 30 yılı aşkın uzun kariyeri  boyunca dünya çapında 5'ten fazla ülkede yönetici pozisyonunda çalıştığını ve bu dönemlerde çeşitli pazar krizlerini, yeni ve daha güçlü rakiplerin gelişini, yeni teknoloji ve düzenlemelere geçişi yaşama fırsatını bulduğunu belirten Meo; "Benim için net olan bir şey var: Bugün Avrupa  otomotiv sektörü bir dönüm noktasında ve yaşamsal riskleri çok yüksek" dedi.

Avrupa otomotiv endüstrisi, küresel rakiplerine karşı kademeli olarak zemin kaybediyor

Avrupa Otomobil İmalatçıları Derneği (ACEA) Başkanı ve Renault Grubu CEO'su Luca de Meo, AB liderlerini dünyanın diğer bölgelerine rakip olacak iddialı ve yapılandırılmış bir otomotiv sanayi politikasını uygulamaya çağırdı ve sektörün kan kaybı yaşamaması için, 5 temel konuda cesur adımlar atmalarını istedi. İşte ünlü CEO'nun sektöre, pazara, elektrikli otomobillere ve geleceğe ilişkin tespit ve önerileri:

"Elektrikli araçlara geçiş küresel sahnedeki konumumuzu daha da tehlikeye atma riski taşıyor"

1. İddialı ve yapılandırılmış bir sanayi politikası şart
Son 20 yılda, Avrupa otomotiv endüstrisi, küresel rakiplerine karşı kademeli olarak zemin kaybediyor.
İçten yanmalı motor (ICE) teknolojisi tarihsel olarak Avrupalı oyuncular tarafından yönetilirken, Çin'in bu alanda sahip olduğu pazar ölçeği ve desteği göz önüne alındığında, elektrikli araçlara geçiş küresel sahnedeki konumumuzu daha da tehlikeye atma riski taşıyor.
Tamamen elektriğe doğru yürüyüş, Avrupa'yı değer zincirinin kontrolü açısından da dezavantajlı bir duruma getiriyor. Burada kaynak bulma söz konusu olduğunda sorun yaşamayız. Ama altyapı, yeşil enerji mevcudiyeti ve müşterilere ekonomik destek olma konusunu baz aldığımızda aşağı yönde yuvarlanırız.

2030 yılına kadar, pil üretimi için gerekli olan ham maddelerin %5'inden fazlası Avrupa'dan tedarik edilmeyecektir. Bu bağlamda, son dönemde Avrupa'nın desteklemek yerine düzenlemeye dayalı siyasi yaklaşımı, Avrupa otomotiv endüstrisini Asyalı ve Amerikalı rakiplerine kıyasla daha da olumsuz bir duruma sokma riskini taşımaktadır.

Bize göre, kıtamızın artan sanayisizleşme riskinden kaçınmak için kararlı eylem zamanı. Otomotiv sektörü, Avrupa'nın refahının, rekabet gücünün ve yenilikçiliğinin temel itici gücü olmaya devam ediyor ve böyle kalması hepimizin çıkarına. Sadece birkaç rakam vermek gerekirse, Avrupa'da yaklaşık 13 milyon kişinin çalıştığı bir işten bahsediyoruz.  AB'nin yıllık toplam Ar-Ge harcamalarının yaklaşık %30'unu sektörümüz gerçekleştiriyor. Bu da otomotivi inovasyona en büyük özel katkı yapan sektör kılıyor. Her gün km cinsinden insan ve yük hareketliliğinin %80'ini sağlayan araçlardan, otomobillerden, hafif ticari araçlardan ve kamyonlardan bahsediyoruz. Bu nedenle Avrupa'yı, dünya çapında serbest ticareti korurken ve teşvik ederken, dünyanın diğer bölgelerine rakip olabilecek iddialı ve yapılandırılmış bir otomotiv ve sanayi politikasını uygulamaya çağırıyoruz.

Ocak ayında Otomotivde üretim ve ihracat azaldı Ocak ayında Otomotivde üretim ve ihracat azaldı

Otomotiv endüstrisinden 2035 yılına kadar binek araç emisyonlarını %100 azaltması isteniyor

2. Teknolojik tarafsızlığa saygı gösterilmeli
Otomotiv endüstrisinden 2035 yılına kadar binek araç emisyonlarını %100 azaltması isteniyor: Bu, diğer tüm sektörlerden çok daha büyük bir çaba. Diğer tarafta enerji üretim endüstrisinden %70, genel ulaşım sektöründen ise %50 oranında bir azalma isteniyor.
Hata yapmayın!.. Otomobil endüstrisi, karayolu taşımacılığını mümkün olan en kısa sürede karbonsuzlaştırmaya kesin ve tam olarak bağlıdır. Karayolu araçları sektöründeki faaliyetlerin %60'ı, 2050 yılına kadar net sıfır emisyon taahhüdü vermiş şirketler tarafından yürütülüyor. Bu da, sektörümüzü ön plana çıkarıyor. 
Zaten otomobil faaliyetinin %60'ı, 2050 yılına kadar net sıfır emisyon taahhüdü vermiş şirketler tarafından yürütülüyor.
Ancak Avrupa'nın şu anda düzenleyici çerçevesinin merkezine teknolojik tarafsızlığı koymayan ve bizi bir teknolojiyi diğerine tercih etmeye zorlayan tek coğrafi bölge olduğunu görüyoruz. Bunu gerçekten dekarbonizasyon hedefinin ışığı altında düşünürseniz, bu seçimin en iyisi olup olmadığı görülecektir. Sadece kendi gerçeğimizi değil, GERÇEĞİ arıyorsak, o zaman hepimiz aynı gerçeklerle karşılaşırız...

Avrupalı otomobil üreticileri elektrifikasyona 250 milyar Euro'dan fazla yatırım yapıyor

3. Tutarlı ve bütüncül bir düzenleyici yaklaşım benimsenmeli
Zorlu ortama rağmen, tüm çabalarımız ve yatırımlarımız karbonsuzlaştırmaya yöneliktir. 'Hepimizin aynı gemi içinde olduğumuzu' kanıtlamanın en iyi argümanı, ben burada konuşurken Avrupalı otomobil üreticilerinin elektrifikasyona 250 milyar Euro'dan fazla yatırım yapıyor olmasıdır. Politikalar ve düzenlemeler de bu hedefle uyumlu olmalı ve bu hedefi desteklemelidir. Sektörün, araştırmaların ve yatırımların kendine özgü ritimlerini göz önünde bulundurarak, düzenleyicinin tek bir sesle konuşmasına ihtiyacımız var.

Avrupalı otomobil üreticileri tarafından elektromobiliteye 252 milyar Euro yatırım yapıldı. Örneğin, son Euro 7 teklifinde durum böyle değildi. Mevcut haliyle Euro 7'nin işimiz ve çalışanlarımız üzerinde güçlü bir etkisi olacaktır. Mühendislerimize göre Euro 7, araçların maliyetini ortalama 1.000 € artırabilir. Bu, yeni araç pazarında art arda olası bir düşüşle nihai fiyatı iki katına çıkarmak anlamına geliyor.
Bunun yerine Euro 7'nin gerektireceği devasa yatırımları yeniden yönlendirmeli ve elektrifikasyonu hızlandırmak, EV'leri daha uygun hale getirmek veya mevcut filonun emisyonlarını azaltmak için tahsis edilmesi daha doğru olacaktır.

Hem özel hem de kamusal şarj altyapısının eksikliği önemli bir endişe kaynağıdır

4. Yatay bir yaklaşım ihtiyacı var

Bu dönüşüm sadece otomotiv sektörünü ilgilendirmiyor. Birçok sektörü yatay olarak keser. Kamu yetkilileri tarafından yönetilen, birlikte oynamamız gereken bir takım sporu.
Şarj altyapısı konusu mükemmel bir örnektir. Bugün itibariyle, hem özel hem de kamusal şarj altyapısının eksikliği önemli bir endişe kaynağıdır. AB çapında yoğun bir şarj istasyonları ağını güçlendirmek için eyaletler ve sektörler arasında daha fazla taahhüt ve koordinasyona ihtiyacımız var.
Birçok duyuruya ve son zamanlardaki ilerlemeye rağmen, altyapı geliştirmesi endüstri çabalarının gerisinde kalıyor. Otomobil sektörü hızlı ilerliyor. 2012 yılında 10 otomotiv markası yaklaşık birer elektrikli model sundu. Bugün 25 marka toplam 40 elektrikli model öneriyor.
Yine de Avrupa'da her hafta sadece 2.000 şarj istasyonu kurulurken, kıtamızın elektrikli mobiliteye geçişini sağlamak veya sadece her gün yollarımızda giderek artan araçlara hizmet vermek için 14.000 şarj istasyonu gerekli olacaktır. Ortalama kullanıma sunma hızı açısından Avrupa ülkeleri arasındaki büyük farkları göz ardı edemeyiz. Bazı ülkeler şu anda hedeflerinin %30'una ulaşırken, diğerleri %5 oranında. Bugün itibariyle, Avrupa Birliği'ndeki şarj noktalarının yaklaşık %50'si yalnızca 2 ülkede toplanmıştır: Hollanda ve Almanya.

"Giderek daha pahalı otomobiller yapmak zorunda kalıyoruz"

5. Herkes için uygun fiyatlı hareketlilik sağlanmalı
Vatandaşlarımız için hareketliliğe erişim gibi kritik bir konuyu da unutmamalıyız.
Bir yandan, otomobil piyasaları olarak giderek daha pahalı otomobiller yapmak zorunda kalıyoruz. Güvenlik ve emisyon düzenlemeleri EV ve ICE maliyetlerini artırıyor ve bizi küçük otomobil segmentlerinden çıkmaya zorluyor. Dahası, EV fiyatları yapısal olarak ICE'den daha yüksek ve ham madde fiyatlarına ilişkin spekülasyonların bunun yakında değişmesine izin vermeyeceği kesin. Korkarım fiyatlar bu yüzden hep yüksek kalmaya mahkumlar.
Öte yandan, Avrupalı müşterilerin satın alma gücünü savunmalıyız. Vergi gelirlerindeki açığı telafi etmek için elektrik tüketiminin muhtemelen ağır bir şekilde vergilendirilmesi gerekecek. Buna rağmen Avrupa'nın her yerinde bariz bütçe nedenleriyle elektrikli araç satın alma teşviklerinin kesildiğini şimdiden görüyoruz.
2050'den sonra bile ICE araçları otoparkın çoğunluğunu oluşturacak, o zamana kadar sıfıra gitmek istiyorsak bu zorluğun da üstesinden gelmeliyiz. İklim değişikliğine gerçekten etki etmek istiyorsak, kimsenin hareket kabiliyetini kısıtlamadan mevcut araç filomuza da çözüm bulmamız gerektiğine şüphe yok.

Sonuç olarak
Bugün, Avrupalıların önümüzdeki on yıllardaki hareketliliğini ve kıtamızın endüstriyel geleceğini şekillendirmek için doğru seçimler yapmalıyız. Önümüzdeki kolektif seçimler, teknolojik, endüstriyel, ekonomik ve toplumsal gerçeklerin ışığında yapılmalıdır. Aksi takdirde bu sadece sektör oyuncuları için değil, kıtamız ve vatandaşları için de zararlı olacaktır.
Hedefimiz, stratejik bir yaklaşım, açık bir vizyon benimsemek ve otomotiv endüstrisinin sesini tartışmaya dahil etmektir. Milyonlarca insanın günlük işine ek olarak, şeffaflık ve gerçeklere dayalı bir yaklaşımla bize verilen hedeflere ulaşmaya kararlıyız.